1950'li yılların ikinci yarısında Avrupa'daki Yeni Dalga akımının öncülerinden olan François
Truffaut'nun sinema serüveni ünlü "Cahiers du cinéma" dergisinde film
eleştirmeni ve sinema tarihçisi olarak başladı. Truffaut'nun 1954'te bu dergide
yayınlanan ve bir filmin asıl yaratıcısının yönetmen olduğunu savunan "auteur teorisi", bir nesile ilham kaynağı
oldu. O dönemlerde kısa filmler yapmaya başlayan Truffaut, ünlü yönetmen Roberto Rosselini'nin asistanlığını
yaptıktan sonra 1959'da ilk filmi
"400 Darbe"ye imza attı. Yarı otobiyografik film, Jean Pierre Leaud'nun oynadığı Antoine
Doinel'in zor geçen ergenlik dönemini öykülüyordu. Yönetmene en iyi senaryo Oscar adaylığı ve Cannes'da en iyi yönetmen
ödülü getiren filmden sonra Truffaut, zaman zaman Doinel'e geri dönecek ve hep
Leaud'nun oynadığı karakterin yetişkinliğe geçişini sinemaseverlere sunmaya
devam edecekti.
Antoine Doinel'ın
öyküsü üç filmde daha sürdü. Çalınmış Buseler’de (Baisers Voles, 1968), sevgi ve sıcaklık
arayan bir dedektifti. Aile Yuvası’nda (Domicile Conjugal, 1970) evlendi, sorumluk
almayı ve özveride bulunmayı öğrendi. Kaçak Aşık (L'amour en
fuite, 1970) filminde, Antoine artık 30 yaşındadır, ama hâlâ
sorumluluktan ve bağlılıktan kaçar. Antoine Doinel hayal ürünü bir kişiydi, ama
bir bakıma da Truffaut idi. Onun alter egosuydu. Jean-Pierre Leaud, bu kişiliği
başarıyla canlandırdı.
"400
Darbe"nin ticari ve eleştirel anlamdaki başarısı Truffaut'nun uluslararası
arenada tanınmasını sağladı. 1960 yılında çektiği sonraki filmi
"Tirez sur le pianiste", B-sınıfı Amerikan filmlerden esinlenmiş,
hınzır bir zeka ve teknik erdemlerle zenginleştirilmiş daha karmaşık bir
duyarlılık yansıtıyordu. I. Dünya Savaşı sonrası
yıllarda iki erkek, bir kadın üç arkadaşın öyküsünü anlattığı "Jules ve
Jim" ise daha sonradan bazı eleştirmenlerce Truffaut'nun en iyi filmi
olarak nitelendirilecekti.
"400 Darbe"
ve "Jules ve Jim"de, Jena Renoir'a saygı gösterisinde bulunan
Truffaut'nun "Tirez sur le pianiste" ve birçok diğer filmi onun daha
karanlık, daha ironik yüzünü sergileyecekti. "La Peau douce",
"La Sirène du Mississippi", "Vivement dimanche" ve
özellikle "Baisers volés", onun Amerikan gerlimlerine duyduğu ilgi ve
sevgiyi yansıtırken, Ray Bradbury'nin ünlü "Fahrenheit 451"ini
sinemaya uyarlayarak bilim-kurgu türünü; "L'Enfant sauvage",
"L'Histoire d'Adèle H.", "La Chambre verte" ve "Le
Dernier Metro - Son Metro" ile de dönem filmlerini ele alacaktı.
"Kadınları Seven Adam" ve "La Femme d'à côté"de ise
Truffaut aşk acılarını öykülüyordu.
Bazı eleştirmenler
Truffaut'nun son dönem filmlerinin, ilk dönemindeki kalitenin çok altında
kaldığını söyleseler de Joseph McBride, "Eğer Truffaut'nun
ilk eserlerindeki olağanüstü kamera hareketleri, nefes kesen kurgu ve keyif
duygusu, daha sonraki filmlerinde daha az belirginse bunun sebebi anlatım ve
tarzda daha bilinçli bir yaklaşım ve duygusal zenginliğin artmasıdır"
diyordu. Truffaut, "La Nuit américaine" ile 1973'te en iyi yabancı
film Oscar'ını kazandı, en iyi yönetmen ve senaryo dallarında Oscar'a aday
gösterildi.
Truffaut, sadece
kameranın arkasında kalmadı; zaman zaman oyunculuğa da soyundu. "L'Enfant
sauvage", "La Nuit américaine" ve "L'Histoire d'Adèle
H."de küçük roller üstlenen Truffaut, "La Chambre verte"de
başrole soyunurken, Steven
Spielberg'in "Close Encounters Of The Third Kind - Üçüncü Türle
Yakınlaşmalar"ında da Steven Spielberg ile oyuncu olarak çalışmış oldu.
Yeni Dalga'nın en
önemli isimlerinden, "auteur teorisi"nin babası Truffaut, 1984'te 52 yaşında bir
beyin tümörü yüzünden ölmeden önce "Küçük Hırsız" filmi üzerinde
çalışmaktaydı. Truffaut'nun vasiyet filmini daha sonra Claude Miller beyazperdeye aktardı.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder